OTİZM(YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUK)

 

 

Otizm ve Özel Eğitim

Çocuğunuzun eğitim hakkı var mı?

Her çocuğun olduğu gibi sizin çocuğunuzun da beslenme, barınma, oyun, tıbbi bakım ve eğitim hakkı vardır. Çocuğunuzun eğitim hakkı, anayasa ve kanunlarla belirlenmiş, güvence altına alınmıştır. Anayasamizin 42. maddesi ‘Hiçbir birey eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz der. Bu sizin çocuğunuz için de geçerlidir. Anayasamızın 41., 42., 49., 50., 60. ve 61. maddeleri engelli bireylerle ilgili düzenlemelerin çerçevesini çizmektedir. Devletimiz, her çocuk için (buna sizin çocuğunuz da dahil) ihtiyaçlarına en uygun eğitimi ücretsiz vermekle yükümlüdür. Özel Eğitim Hizmetlerinden Yararlanmak için İzlenmesi Gereken Yol Haritası Eğer çocuğunuzun gelişiminde bir aksilik olduğundan kuşkulanıyorsanız, en kısa zamanda bu kuşkularınızla ilgili uzman görüşü almalısınız. Bu kuşkularınızı, çocuk doktorunuz, sağlık ocağı personeli ile paylaşabileceğiniz gibi doğrudan çocuk ruh sağlığı uzmanlarına yada çocuk nörologlarına başvurabilirsiniz.

Ülkemizde otizm tanısı koyabilecek kişiler, çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologlarıdır. Bu uzmanlar aynntıh değerlendirme yaparak, çocuğunuzda otizm olup olmadığını, otizmin derecesini, zeka ve gelişim düzeylerini tespit ederler.
Çocuğunuz otizm tanısı alırsa, Özürlü Sağlık Kurulu Raporu düzenlemeye yetkili bir sağlık
kuruluşuna başvurmalısınız. Bundan sonraki adım eğitimin planlanmasıdır. Her çocuk gibi sizin çocuğunuzunda eğitim hakkı vardır. Bu haktan yararlanabilmek için yaşadığınız yere en yakın Rehberlik Araştırma Merkezi’ne (RAM) başvurarak, çocuğunuzun hangi eğitim ortamında eğitim görmesinin uygun olacağı konusunda görüş almalısınız. Burada çocuğunuz Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu tarafından eğitsel değerlendirme ve tanılamaya tabi tutulacak ve çocuğunuzun uygun eğitim ortamına yerleştirilmesi kararlaştırılacaktır

Eğitim ortamları

1. Kaynaştırma: Kaynaştırma, özel eğitim gerektiren çocukların eğitimlerini normal gelişim gösteren çocukların devam ettiği resmi veya özel okullarda sürdürmeleridir. Okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında kaynaştırma eğitimi alınabilir. Kaynaştırma eğitimi tam zamanlı (okuldaki zamanın tamamı normal gelişim gösteren akranlarla birlikte geçirmek) ve yarı zamanlı (okuldaki zamanın bir bölümünü özel eğitim sınıfında geçirmek) olarak planlanabilir.

2. Özel Eğitim Sınıfı: Resmi ve özel okulların bünyesinde özel eğitim gerektiren öğrenciler için açılan sınıflardır. Otizmli çocuklar için açılan sınıflar en fazla 4 kişi olmalıdır.

3. Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi (OÇEM): Zorunlu öğretim çağında olup normal ilköğretim programlarına devam edemeyecek durumda olan otistik çocuklar için açılan merkezlerdir. Bu merkezlerde üst yaş sınırı 14′tür.

4. Otistik Çocuklar İş Eğitim Merkezi: İlköğretimini tamamlayan, genel ve Mesleki ortaöğretim programlarına devam edemeyecek durumda olan ve 21 yaşından gün almamış otizmli bireyler otistik çocuklar iş eğitim merkezlerine devam edebilirler. Bu merkezlerde, akademik bilgi ve becerilerin yanında iş eğitimi uygulamaları da yer alır.

Otistik Çocuğa Yönelik Etkili Bir Eğitim Programının Taşıması Gereken Temel Özellikler Nelerdir? 

Otistik çocuklarda kullanılan pek çok eğitim ve sağaltım yöntemi vardır. Bu programlarda, aşağıda sıralanan özelliklerin tümüne yakınını görmek olasıdır :
Erkenlik: Eğitimi üç yaştan önce başlatmak.
Yoğunluk: Haftada beş gün ve en az 25 saat, yılda 12 ay eğitim vermek.
Oturum süresi: Özellikle küçük çocuklarla çalışırken 15-20 dakikalık kısa eğitim oturumları düzenlemek.
Bireysellik: Çocuğun bireysel gereksinimlerini karşılayabilmek için, bire bir ve küçük grup eğitimine
yer vermek.
Program içeriği: İşlevsel iletişim becerilerinin, sosyal becerilerin ve oyun becerilerinin
kazandırılmasına ve uygun olmayan davranışların azaltılmasına büyük ağırlık vermek.
Kaynaştırma: Belli sürelerle de olsa, normal gelişim gösteren çocuklarla birliktelik sağlamak.
Değerlendirme: Çocuğun gelişimini, diğer bir deyişle verilen eğitimin etkinliğini sürekli
değerlendirmek.
Aileler: Aileleri etkin olarak eğitim sürecine katmak.

 

Özel Eğitim Giderlerinin Karşılanması

Ülkemizde resmi eğitim kurumlarında verilen eğitim ücretsizdir ve devlet tarafından karşılanır. Ancak, özel özel eğitim kurumlarında verilen özel eğitim hizmetleri ücrete tabidir. Bu ücretin belli bir bölümü de devlet tarafından karşılanır. Çocuğunuzun bir özel, özel eğitim kursundan eğitim alabilmesi, aynca, bu hizmetin bedelinin devlet tarafından karşılanması için de RAM’a başvurmanız gerekir. RAM’lar tarafından düzenlenen Özel Eğitim Değerlendirme Kurul Raporu ile bireysel ve grup eğitimi için destek ödeneği alabilirsiniz.

 

Otizme Ne Sebep Olur?

 Otizmin nedeni henüz tam olarak tespit edilememiştir. Fakat otizmin anne babaların çocuklarına yaptıkları kötü şeylerden dolayı ortaya çıkmadığı kesin olarak söylenebilir. Otizmin tek bir nedeni yoktur. Pek çok nedeni olduğu artık bilinmektedir. Otistik bireylerde beyin hücreleri farklı çalışmaktadır. Hücreler arasında mesaj taşıyan kimyasal ileticilerde eksiklik yada fazlalık olduğu düşünülmektedir. Bazı genetik hastalıklar otizme yol açar. Genetiğin otizmin nedenleri arasında önemli bir yeri vardır. Kardeş ve ikiz çalışmaları bunu doğrulamaktadır. Otistik bir çocuğun kardeşinde otizm görülme riski genel popülasyona göre 50-100 kat daha fazladır. Tek yumurta ikizlerinde her ikisinin birden otistik olma oranı çift yumurta ikizlerine göre daha fazladır. Bütün bunlar genetiğin etkisini bize gösteriyor fakat sadece genetiğin tek neden olmadığı noktasına da ulaştırıyor. Sadece genetik etkili olsaydı tek yumurta ikizlerinde her iki bebeğinde her zaman otistik olması gerekirdi. Yapılan çalışmalar bir tek gen değil birden çok genin etkileşimi sonucu hastalık yapıcı etki oluştuğunu ortaya koymuştur. Klinik tablodaki davranışsal çeşitlilik çevresel faktörlerinde etkili olduğunu düşündürmektedir. Doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası faktörler ile otizm arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Eldeki bulgular genetik olarak otizme yatkınlığı olan çocukların doğum sırasında sorun yaşama riskinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Ayrıca, anne karnında geçirilen kızamıkçık virüsünün, pek çok anormalliğin yanında otizme de yol açabildiği bilinir.

Bugün şu kesin olarak bilinmektedir ki, otizm tek bir nedenle olmaz, birden çok etkenin bir araya gelmesiyle meydana gelen oldukça karmaşık bir durumdur.

Otizm erkeklerde kızlara oranla 4 kat daha fazla görülür fakat genelde kızlarda daha ağır seyreder. Otistik bireylerin % 70′inde zeka geriliği görülmektedir. % 30′u normal ve bu %30′luk dilimin %10′u üstün zekaya sahiptirler. Zeka düzeyi ve eşlik eden diğer hastalıklar otizmin ağırlık derecesi üzerinde belirleyici rol oynar. Eşlik eden hastalıklar arasında en sık rastlanılanlar dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygudurum bozuklukları ve epilepsidir. Her üç çocuktan biri epileptik anlamda risk taşımaktadır. 0-5 yaş arası ve ergenlik döneminde epilepsi nöbetlerinin görülme olasılığı artar

Otizmin Tipik Belirtileri

 Otizmin Belirtileri

  • Göz kontağı kısıtlıdır ya da yoktur
  • Çevreye ilgisizdirler
  • Adına tepki vermezler
  • Aşırı hareketli yada hareketsiz olabilirler
  • Bazıları fiziksel temasa (öpülme, sarılma vs.) izin vermez yada hoşlanmaz
  • Çoğunlukla insanları değil cansız varlıkları tercih ederler
  • Sosyal ve duygusal açıdan kendilerini izole ederler
  • İşaret etmezler, ihtiyaçlarını yetişkinin elini kullanarak ifade ederler
  • Taklit becerisi yoktur yada sınırlıdır
  • Konuşma birçoğunda gelişmemiştir
  • Konuşma gelişse bile bunu iletişim aracı olarak kullanmazlar
  • Ekolaliktirler, söylenenleri papağan gibi tekrarlarlar
  • Zamirleri ters kullanırlar
  • Uygun olmayan vurgulamalar, kalıp cümlelerle konuşurlar
  • Mekanik ve tek düze ses tonu kullanırlar
  • Uygunsuz gülme ve kıkırdamalar vardır
  • Düzen takıntıları vardır
  • Nesne takıntıları vardır. Objelere gereksiz yere bağlanma… (pipet, şişe, araba… vs)
  • Rutinlerindeki değişikliklere tepkilidirler
  • Tekrarlayan davranışları (stereotipiler) vardır (nesneleri çevirme, el çırpma, kanat çırpma, zıplama, kendi etrafında dönme, parmak ucunda yürüme…)
  • Oyuncaklarla gerektiği gibi oynamazlar (arabaları dizerler,topu çevirirler…)
  • Hayali oyun oynamazlar
  • Sürekli aynı oyunları oynamayı tercih ederler
  • Bazıları çok inatçıdır
  • Bazıları ses, acı, koku, ışık ve dokunuşa aşırı hassastırlar
  • Bazıları soğuk, sıcak, acıya duyarsız olabilir
  • Bazıları tehlikeye karşı duyarsız olabilir
  • Yemek yeme bozuklukları vardır
  • Bazıları kendine, çevresindekilere ve eşyalara zarar verebilir
  • Beklemeye yada isteklerini ertelemeye pek tahammüllü değillerdir.

Otizmin Tipik Belirtileri

Otistikler aşağıdaki tipik davranışların en az yarısını gösterirler. Bu semptomlar çok hafif ya da çok şiddetli olabilir. Her bir semptomun etkisi de diğerinden farklı olabilir. Ayrıca, Bu davranışlar birçok farklı sebeple ve yaşlarına uygun olmayacak bir şekilde sergilenebilir.

 

  

Diğer Çocuklarla ilişki kurmakta zorluk

  

Her şeyin aynı olmasını istemek, rutin yaşama bağlılık, değişikliklere aşırı tepki vermek

  

Uygunsuz ve sebepsiz gülmek ve ağlamak

  

Aşırı hareketlilik ya da aşırı hareketsizlik

  

Tehlikeye karşı duyarsızlık

  

Göz temasının çok az ya da hiç olmaması

  

Sürekli aynı oyunları oynamak

  

Motor hareket gelişiminde düzensizlik. (Topa vuramaz ama küpleri üst üste koyabilir.)

  

Acıya karşı duyarsızlık

  

Ekolali (Cevap vermek yerine, kendisine söylenenleri aynen tekrar etmek)

  

Yalnız kalmayı tercih etmek

  

İhtiyaçlarını belirtmekte zorlanmak. Konuşma yerine hareketlerle ihtiyaçlarını belirtmeye çalışmak

  

Temastan, kucağa alınmaktan ya da sevilmekten hoşlanmamak

  

Objeleri kendi etrafında çevirmek

  

Seslere karşı aşırı duyarlılık ya da aşırı duyarsızlık

  

Normal öğrenme metodlarına karşı duyarsızlık

  

Objelere gereksiz yere bağlanmak

  

Bir sebep olmadan strese girmek, üzüntü duymak

Otizme Erken Tanı Nasıl Konur?

 Otizmin kesin tanısı için kullanılan belirli bir yöntem yoktur. Gözleme dayanarak ve aileden alınan bilgilere göre tanı konur. Belirtilerin tamamının bir çocukta görülmesi şart değildir. Otistik çocuklar bu davranışları hafiften ağıra değişen ölçülerde ve değişik kombinasyonlarda sergileyebilirler. Belirtilerin bazıları zaman içinde kaybolup, bazıları da yine zaman içinde ortaya çıkabilirler. Bu işaretlerden biri yada birkaçının ortaya çıkması çocuğun çocuk psikiyatristleri ve çocuk nörologları tarafından değerlendirilmesini gerektirir.

Otizmin Tedavisi Var Mıdır?

Otizmin bilinen bir tedavisi yoktur. Erken yaşta başlanan, çocuğun yetenekleri ve gereksinimleri dikkate alınarak, bireysel özel eğitim programları hazırlanması ve uzman kişilerce uygulanması, günümüzde bilinen tek “tedavi” yöntemidir. Uygulanacak olan ilaç tedavisi otizme eşlik eden problemlerin sağaltılmasma yöneliktir. Özel eğitim bir ekip çalışmasını gerektirir. Bu ekipte çocuğun kendi doktoru, özel eğitimcisi, konuşma terapisti, çocuk psikiyatrı ve/veya çocuk nörologu mutlaka bulunmalıdır. Ailelerin eğitim sürecine katılmaları ve desteklemeleri çok önemlidir.

  

Hangi Eğitsel Yaklaşımlar Uygulanır?
Özel eğitimin amacı çocuğun ihtiyaçlarına yönelik olarak planlanmış programlarla, çocuğun gelişimsel olarak mümkün olduğunca akranları düzeyine ulaşmasını sağlamaktır. Özel eğitimdeki yaklaşımlar şunlardır:

  1. 1.     Eğitsel terapiler (davranış terapisi) Duyusal- devinsel terapiler Etkileşimsel oyun terapisi Uygulamalı davranış analizi
  2. 2.     Konuşma sorunlarına yönelik terapi: Alıcı (konuşulan dili anlama) ve ifade edici (kendi istek ve düşüncelerim anlatma) dil becerilerinin öğretimine yönelik; göz teması kurma, bakma, dinleme, karşılıklı oturma, dikkat, ilişki kurma gibi ön becerilerin kazandırılması için yapılan çalışmaları kapsar. Dil bilgisini doğru kullanma (doğru zamir ve zaman kullanımı), artikülasyon (doğru telaffuz) çalışması ve konuşma organlarını çalıştıracak egzersizler yapılır.

İlaç Desteği
Otistik çocuklarda kullanılan ilaçlar otizmi değil; eşlik eden semptomları kontrol altına almaya ve tedavi etmeye yardımcıdır. Örneğin: hiperaktivite, epilepsi, ritüeller, stereotipiler, kendine zarar verme, dikkat problemleri, depresyon gibi. İlaçlar sadece, çocuğu düzenli olarak takip eden nörolog, psikiyatr veya ilgili doktor tarafından önerilebilir ve kullanım süresince de doktor kontrolünde olmalıdır.

Otizme Eşlik Eden Durumlar

Otizm, birçok hastalıkla ilişkilidir. Ancak henüz herhangi birinin otizmi ortaya çıkaran temel bir hastalık olduğu kanıtlanmamıştır.
Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri otistik bozukluğun en ağırdan en hafife giden çok farklı şiddette biçimlerinin varlığıdır. Çok ağır biçimlerinde epilepsi, saldırganlık, uyku sorunları gibi ek sorunlar daha sıktır. Bu olgularda sıklıkla otizme eşlik eden ve neden olan başka hastalıklar vardır.

  

 

1- Zeka Geriliği
Zeka özürlü bazı çocuklar tüm kriterleri karşılamamakla birlikte, otistik özellikler gösterebilirler. Aynı zamanda, otistik çocukların bir çoğu zeka geriliği görülmektedir. Otizmin ağırlığı zeka düzeyi, çocuğun konuşma yeterliliği ve zihinsel yetilerindeki bilişsel esneklikle; yani öğrendiklerini genelleyebilme yetisi ile ilgilidir. Otistik çocukların %70-90′ı mentalretarde olup tüm hastaların %50′sinde zeka seviyesi 50′nin altındadır. Ağır otistiklerde tüm belirtiler olanca şiddetiyle görülürken, hafif otistikler zamanla konuşabilirler, göz teması kurarlar ve normal eğitim alabilirler.

2- Dikkat Bozuklukları
Sıkıcı bir faaliyeti uzun süre sürdürebilirler.
Aynı videoyu defalarca izleyebilirler.
Kısa dikkat süresi ve aşın hareketlilikleri vardır.
Normal faaliyetten çabuk sıkılır; bir etkinlikten bir diğerine atlarlar.
Ortak dikkat yoktur. (Bundan kasıt: çocuğun bir başka kişi ile bir nesneye ya da bir faaliyete odaklanamaması)

3- Epilepsi
Otizmin seyrine ait diğer ilginç bir durum da otistik regresyondur. Otizm tanısı alan çocukların en az 1/3′ünde otistik regresyon görülür. Otistik gerileme bazen epilepsi nöbetleriyle ilişkilidir. Otistiklerin %30′unda epileptik nöbetler vardır. Bu nöbetler, yetişkin yaşa kadar ortaya çıkar. Ergenlik ve genç erişkinlik çağındaki otistik çocukların üçte biri en az iki epilepsi nöbeti geçirir. Çocukluk yaşlarında nöbetlerin yüzdesi daha yüksektir. En sık başlama yaşı ise bluğ çağıdır. Nöbetlerin varlığı, merkezi sinir sistemindeki örselenmeyi gösterir. Bebeklikte başlayan ‘bebeklik nöbeti’ olarak anılan nöbet türü de otistik belirtilere neden olur.
Rapin (l998),180 otistik çocuk ile bir araştırmada, %30 çocukta nöbet görüldüğünü, bunlardan % 11′ine epilepsi tanısı konulduğunu, %17′ sinin epilepsi tanısı olmadan nöbet geçirmiş olduğunu, geri kalan %5′ inde nöbetin uyarıldığını bildirmektedir.
Otistik çocuklarda her nöbet tipi görülebilir. Nöbeti olan çocuklardan uzun süreli uyku EEG’si yapılanlarda 3. ve 4. uyku aşamasında birçoğunun “belirsiz epilepsi” geçirdiği saptanmıştır.

4- Öğrenme sorunları
Otistik çocuklar bazı genel öğrenme sorunları sergilerler ve tipik olarak bir alanda gelişip başka bir alanda gerilik gösterebilirler. Otizmi olan çocuk bazı alanlarda, örneğin hafıza gücü ve müzikal yeti gerektiren alanlarda çok başarılı olabilirken, okuma, bisiklete binme gibi başka alanlarda başarısız olabilir. Otistik bir çocukta ek özür olarak aynca işitme ve görme özrü olabileceği, bedensel engelli birinde otizmin de varolabileceği unutulmamalıdır. Bekleme sorunları ve iyi programlanıp yapılandırılmamış bir zamanı geçirme konusunda zorluklan vardır. Öğrendiklerini genellemek için sürekli yönergeye gereksinim duyarlar. Motor yanıtları başlatmada gecikme olabilir. Başarılı oldukları alanlarda bazen kötü, kötü oldukları alanlarda ise bazen iyidirler. Bazılarında gelişmiş okuma yetisi vardır. Buna hiperleksi denir. Otistiklerin %10-20′sinin hiperleksik olduğu bilinir. Bu otistik çocuklar çok küçük yaşta, örneğin 2-3 yaşlarında kendi kendilerine okumayı öğrenirler ancak okuduklarından anlam çıkaramazlar. Ham bellek gerektiren veya uzak geçmişe ait bellek yetileri gerektiren işlerde başarılıdırlar.

 

 5- Hiperaktivite
Dikkat kontrolünün tam gelişmemiş olduğu, özellikle zor gelen ya da zevk vermeyen durumlarda, dikkat üzerindeki denetimin iyice zayıfladığı durumların başında “hiperaktivite” gelir. Otizmli çocukların bazıları aşın hareketli olabildikleri gibi, bazıları hiperpasif denilecek ölçüde hareketsiz ve durgun olabilmektedir. Birçok otizmli çocukta hiperaktivite ile birlikte dikkat dağınıklığı da görülebilir. Otizimde de başlıca sorunun dikkati sağlayan sistemlerde olduğu sanılmaktadır. Hiperaktivite özellikle iki yaş civarındaki çocuklarda çok belirgindir. Bazı çocuklarda uzun süre devam eder ve başlıca sorunlardan biri olur. Aşırı aktif dönemleri zamanla hareketsiz etkinlik dönemleri izler. Bazende sadece belli ortam ve durumlarda aşırı hareketlilik görülür.

6- Tikler
Tiklerin bazen “stereotipi” adı verilen tekrarlayıcı hareketlerden aynlması zor olur.Tikler genellikle yüzde olur. Bazen de omuz silkme hareketi olarak görülebilir. Burun veya boğazını temizliyormuş gibi sesler çıkarabilirler. Tikler bazen kullanılan bazı ilaçların yan etkisi olarak da açığa çıkabilir.

7-Efektif Mutizm
Efektif mutizm çocuğun yaşına uygun ve normal bir dil gelişimi olmasına karşın çeşitli ortamlarda konuşmayı reddetmesi durumudur. Otizmle karşılaştırıldığında normal dil gelişimi olduğu halde çocuğun seçkili ortamlara göre konuşmayı reddetmesi, yineleyici davranışların olmaması ve sosyal iletişimin otizmde gözlenen oranda bozulmamasıdır.

8- Takıntı
Saplantı, kişinin isteği ve arzusu dışında gelen, kişide tedirginlik doğuran ve zihinden uzaklaştınlamayan ardı sıra tekrarlayan düşüncedir. Kişi bu düşünceleri zihinden uzaklaştırabilmek için çeşitli istem dışı tekrarlayan hareketler yapabilir. Buna “zorlantı”adı verilir. Otizmli çocuklarda da nesneleri bir düzene dizme, farklı renk ve şekildeki cisimleri gruplama, çeşitli anlamsız düşünceleri zihninden atamama gibi çeşitli saplantılar görülmektedir. Bunun yanı sıra, bazı nesnelere aşın bağlanma davranışı da otizmli çocuklarda göze çarpmaktadır. Bazen, aynı konuya ya da bir ayrıntıya takılırlar ve saatlerce bu konu hakkında konuşmak isteyebilirler. Sokak levhaları, araba plakaları, alfabe, sayılar, köprüler gibi birçok şey konu olabilir.

9- Korkular
Özel, uygunsuz korkuları olabilir. Bazen son derece tehlikeli bir durumda korkusuzca davranırlar. Çoğu kez de tamamen zararsız bir durumda aşın korku ve panik haline girerler. Bu durumun bazen geçmişe yaşanan bir olayla ilişkili olduğu görülür. Çocuk geçmiş olayın bir görüntüsünü ve bir anını duyguyla birlikte tekrar yaşar, yeni durumun o olayla ilgisiz olduğunu fark etmez.

10- Psikiyatrik Bozukluklar
Otizm başka ruh hastalıklarına yatkınlık sağlar. Yani otizmde eskiden bilinenlerin aksine başka psikiyatrik hastalıklara yakalanma olasılığı sıktır. Depresyon, mani, obsesif-kompulsif nevroz, panik atak sık görülür. Bu sorunlar ergenlik çağı ile birlikte daha belirginleşmektedir. Seyrek olarak otistiklerde daha sonra şizofreninin geliştiği görülür. Ama otizm ve şizofreni temelde birbirinden farklı hastalıklardır.

11- Yeme Sorunları
Katı yiyecekleri reddedebilirler, çiğnemeyebilir, çok seçici yiyebilirler, nadiren aşın yiyebilirler. Yararlı yiyeceklere tutkun olmaları beklenmez. Buna karşın çerez, cips gibi şeylere bayılırlar. PİCA denilen, yenilmez şeyleri bazen dışkılarını yeme görülebilir.
Otizmin temel bir özelliği olan yeniye direnç gösterme yiyecekler için de geçerlidir ve yediklerini çeşitlendirmek uzun süre olanaksız olur. Tat konusundaki hassasiyetleri o kadar çokturki içtikleri suya veya yedikleri gıdaya karıştırılacak en küçük bir maddeyi bile fark ederek yemekten vazgeçebilirler. Çocukların yeme sorunları sebat ederse uğraşmak gerekebilir. Ancak çocukların duygusal bağla bağlı olan anneler için hele de bizim kültürümüzde mücadele etmek çok zordur. Yapılacak işlerden biri yemek zamanları dışında yemesi istenmeden önce çocuğa sırasıyla yiyeceklerin gösterilip tanıtılmasıdır. Çocuğun o yiyeceği eline alması incelemesi istenebilir. Ağzına götürmesi, tatması vb. teşvik edilebilir. Ama kesinlikle yemesi istenmez veya ima edilemez. Yani onun için panik yaratanduruma dereceli olarak alışması beklenmelidir.

12- Uyku Bozuklukları
Otistiklerde uyku sorunları çok olur. Sık uyanma, uyandıktan sonra durdurulamayan ağlama nöbetleri, geç yatma veya geç kalkma veya gibi sorunlarla karşılaşırlar. Geç yatıp çok erken kalkma veya sürekli anneyle yatmak isteme gibi değişik sorunlar görülebilir.

13- Duyu Sorunları
Çeşitli duyu sorunları görülür. Otizmi olan çocuklar bir veya birkaç duyudan (tat,dokunma,işitme,görme gibi) gelen uyanlara karşı bir tepki verebilirler veya tepkisiz kalabilirler, örneğin bir çalar saatin yumuşak sesinden dehşete kapılabilir fakat bir araba kornasının sesinden hiç rahatsızlık duymayabilirler. Bazı otistik çocuklar ve erişkinler ağnya karşı ileri derecede duyarsız yani acıya karşı çok dayanıklı olabilirler. Çok kuvvetli bir ışığa uzun süre gözlerini dikip kalabilir ya da çok hafif bir sesi saatlerce dinleyebilirler. Hareket eden, dönen ve parlak nesnelere uzun süre bakabilirler. Bazen ışıkla karşılaştıklarında gözlerini kapatırlar. Bazen kulaklarını tıkarlar. Bazen dokunmayı bazen dokunulmayı severler. Bazen de her iki durumdan da ileri derecede kaçınırlar.
Derin duyu sistemi; eklem, kas ve beden farklılığım kapsar. Otizmli çocuklar, genellikle büyük kas ve küçük kas becerilerinde yetersizlik yaşarlar. Bu beceriler derin duyu sistemi içine giren bozukluklardır. Otistik çocukların bir çoğu, bedenlerinin uzayda nerede olduğunu bilmezler. Buna bağlı olarak, bir traplen üzerinde zıplamayı ya da salıncakta sallanmayı rahatlatıcı bulabilirler. Otizmli birçok çocuk, becerileri ve davranışları günlük hayatlarına genellemede zorlanırlar.

14- Öfke Nöbetleri
Öfke nöbetleri,otizmli çocukların çoğunda iki-beş yaş arasında belirginleşmektedir. Küçük otistik çocuklar istediklerini ifade edemedikleri için, kendini anlatmanın verdiği zorlukla çoğunlukla öfke nöbeti geçirirler. Nöbet, çocuğun bir isteğinin yapılmaması ya da ortamda istemediği bir durumun oluşmasıyla açığa çıkabilir. Bazen öfke nöbetleri nedensiz ya da çok önemsiz görünen bir olaydan dolayı açığa çıkar. Çocuklar büyüdüklerinde öfke nöbetlerinin kontrol edilmesi daha güç olabilir. Çocuğun fiziksel gücündeki artış,onlara bakan ve eğitimleri ile ilgilenen kişiler için tehlike yaratabilir. Bazen periyodik olarak her gün aynı saatlerde gelebilir ve ne yapılırsa yapılsın teskin edilmesi söz konusu olmayabilir. Kararlı ve akılcı davranışlarla öfke nöbetleri önlenebilir veya sıklığı-şiddeti azaltılabilir. Sık öfke nöbetlerinde EEG yaptırılması gerekebilir.

15- Saldırganlık
Bazı otistiklerde saldırganlık belirgin bir davranış olabilir. Bu saldırganlık genelde aile yakınlarına ve kardeşlerine vurma, saç çekme şeklinde olabilir. Genellikle bir nedeni vardır. En çok görülen davranış problemlerinden biri de, kendisine zarar verici davranışlardır. Bu tip davranışlar; genellikle çocuğun kızdığı, endişelendiği ya da başarısız olduğu zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Böylesi bir gerilimin çocukların ilişkilerini bozması, çevresindekileri çaresiz bırakması hatta korkutması da kaçınılmazdır. Aynca bu davranışlar otistik çocuğun öğrenme yaşantılarım da olumsuz etkileyecektir.

16- Motivasyon ve Dikkat Problemleri
Otizmli çocuklarda motivasyon problemleri sıklıkla görülür. Bu çocukların öğrenmeye motive olma ile ilgili problemleri akademik ve sosyal yetersizliklerden kaynaklanmaktadır. Otizmli çocuklarda, motivasyon problemlerinin yanı sıra dikkat ile ilgili problemler de vardır. Özellikle kendini uyarıcı davranışlara yöneldiklerinde, dikkatlerini bir noktada toplamaları oldukça güç olmaktadır. Dikkat sürelerinin yetersizliği ve dikkat dağınıklığı, yetersiz motivasyon ile yakından ilişkilidir. Dikkat problemi olan çocuklar, küçük bir detayı fark edebilirken, bütünü kavramakta zorlanabilirler. Bu çocukların dikkati aşırı seçicidir. Aşın seçiciliğin diğer bir örneğini ip uçlarının kullanımında yaşanan zorluklarda görürüz. Bu çocuklar karşılarındaki kişinin ifade etmek istedikleri görsel ve işitsel ip uçlarını anlamakta güçlük çekebilirler. Kişilerin yüz ifadelerini, jest ve mimiklerini anlamakla ilgili güçlükler yaşayabilirler.

17- Kendini Uyarıcı Davranışlara Yönelme
Otizmli çocukların çoğunda, tekrarlayıcı stereotipik davranışlar vücudu döndürme, sallanma, el çırpma, başını sallama, nesnelere hafif vurma ve çevirme, ışığa gözünü dikip bakma ve sürekli aynı şeyleri tekrar etme gibi vardır. Bu hareketlerin içinde bulundukları koşullardan bağımsız yaparlar ve başkalarının varlığında da bunlardan vazgeçmezler. Bu tür davranışların nedeni tam bilinmemektedir. Ancak sıkıntının arttığı durumlarda çoğalmakta bazen de neşe ve sevincin ifadesi olarak yorumlanmaktadır. Stereotipiler zeka düzeyi düşük otistiklerde daha sıktır. Bazı otistiklerde görülmeyebilir, bazılarında da yaşla azalır. Eğitimle azalabilir ama yoğun stereotipi, eğitimin yapılmasına da engel olur ve bazen ilaçlı müdahale gerekebilir.

18- Diş Gıcırdatma (Bruksizm)
Uyurken diş gıcırdatma üç- on yedi yaş arası çocukların % 15′inde görülmektedir. Diş gıcırdatmanın kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bunaltı ve sıkıntı sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Otizmli çocukların büyük bir bölümünde diş gıcırdatma bazen geçici, bazen de devam eden bir özellik gösterebilir.

 Diğer Yaygın Gelişimsel Bozukluklar

 

Rett Sendromu
Ender görülen ve genellikle kız çocuklarını etkileyen, bir genin dizilimindeki mutasyondan dolayı olduğu kesin olarak bilinen bir sendromdur.
6 ile 18 aya kadar normal gelişimin ardından zihinsel ve sosyal kapasite geriler, konuşuyorsa bırakır, çevreyle ilgisini keser, el ve ayak kontrolünü gittikçe kaybeder. Başın büyümesi azalır, mikrosefali gelişir. % 75′inde nöbet gözlenir.

Çocukluk Çağı Desintegratif Bozukluk
Enaz iki yıl süren normal gelişim sonrasında ilerleyici bir bilişsel ve motor gerileme söz konusudur. Bu gerileme ileri seviyede zeka geriliğine varabilir. Oldukça seyrek görülür.

  

Asperger Sendromu
Bu çocuklar normal ve üstün zekaya sahiptir. Otistiklerden farklı olarak zamanında konuşmaya başlarlar. Çok sınırlı bir konuda çok derin bilgiye sahiptirler. Aşırı bilgiçlik ve el becerilerinde özel sorunlar çok tipiktir. Sakardırlar. El kol hareketleri, mimikler ve vücut dili kullanmada sorunları vardır.

Başka Türlü Adlandırılamayan Yaygın Gelişimsel Bozukluk / A tipik Otizm
Eğer bir çocukta otizm tanı ölçütleri tam olarak karşılanmıyorsa a tipik otizm tanısı konur. A tipik otizmde ilerleyen yaşla birlikte tanı değişebilir ve bu bir kişilik özelliğine dönebilir. Otistik belirtiler zamanla kaybolabilir, iyi eğitim ve elverişli şartlarla tamamen normale dönebilir. Mizahı anlama ve oluşturmada, karşı cinsle ilişki başta olmak üzere insan ilişkilerinde hep ciddi sorunlar yaşarlar. Dil sorunu varsa kısa sürelidir, sonuç olarak düzgün gramer ve fonoloji ile konuşurlar. Kendine zarar verici davranışlar görülmez. Öğrenme sorunları olabilir. Dar ve yoğunlaşmış ilgi alanları vardır ancak örneğin mesleğinde bu bir avantaj olabilir. Takıntılar ve ritüeller belirgin olabilir, panik ataklar sık görülebilir.

Otizmle Benzer Özellikler Gösteren Sendromlar

Angelman Sendromu

 Angelman Sendromu (AS ) ilk olarak 1965 yılında ingiliz doktor Harry Angelman tarafından tanımlanmış nörogenetik bir bozukluktur. Anneden gelen kromozom 15′teki bir bozukluktan kaynaklandığı (vakaların %70-75′i) sanılmaktadır. Sendrom, çocuklardaki sürekli gülümseme hali ve karakteristik bedensel duruş nedeniyle “Happy Puppet Syndrome” (Mutlu Kukla Sendromu) olarak da adlandırılmaktadır. Çocukların ortak özelliği: zeka ve gelişimsel gerilik, benzer fiziksel özellikler, konuşmama ya da minimal konuşma, nöbet ve sürekli gülümseyen yüz ifadesidir.

AS’de klinik özellikler ve temel belirtiler nelerdir?
Aşağıda çocukların klinik özellikleri ve bu özelliklerin görülme oranlan listelenmiştir:

  • Gelişimsel gecikme ( %100 )
  • Sözel ve sözel olmayan dilin minimum kullanımı, alıcı dilin ifade edici dilden daha gelişmiş olması (% 100)
  • Hareket ve denge bozuklukları, ayakların ayrık durması, bacakların titremesi, sarsak vücut duruşu, koordine olmayan hareketler ( %100 )
  • Davranışsal farklılıklar : sürekli mutlu yüz ifadesi, kahkaha, cana yakınlık, el çırpma, hipermotor davranışlar, kısa dikkat süresi ( %100 )
  • Küçük kafa çevresi ( > %80 )
  • Üç yaştan önce görülmeye başlamış nöbetler ( > %80 )
  • Anormal EEG ( > %80 )
  • Bebeklikte beslenme problemleri ( %20-80 )
  • Hipopigmental cilt ve gözler ( %20-80 )
  • Dil, emme ve yalama problemleri, dilin normalden büyük ve dışarıda olması, ağız suyu akması (%20-80)
  • Uyku bozuklukları ( %20-80 )
  • Aşırı ağza alma ve çiğneme davranışı ( %20-80 )
  • Suya aşırı ilgi ( %20-80 )
  • Sürekli alt bacak ve tendon hareketleri ( %20-80 )

AS’li çocuk nasıl bir gelişimsel hikayeye sahiptir? 

AS’li yeni doğanlar, normal hamilelik ve doğum hikayesi, boy, kilo, kafa çevresi bakımından normal fiziksel özelliklerle doğarlar. Doğumdan sonra çocuklar daha yavaş kilo alır ve kafa çevreleri daha yavaş gelişir. Doğumun ilk ayından itibaren motor gelişiminde gerilik görülür. Oral – motor gelişim, dil ve emme becerileri problemlidir. Buna bağlı olarak bazılarında yeme problemleri, kusma, diş gıcırdatma görülebilir. Gelişimsel gerilik kendini özellikle 6-12 aylar arası gösterir. Gelişim, gecikmiş, fakat ilerleme gösteren ve beceri kayıplarının olmadığı bir seyirde devam eder.

AS’nin görülme sıklığı nedir?
Görülme sıklığı 1/15000-1/30000 arasındadır ve kız ve erkeklerde eşit oranda rastlanmaktadır.

AS’ye nasıl tanı konur?
AS tanısı için kullanılan nesnel-objektif bir yöntem yoktur. AS tanısı genellikle karakteristik davranış ve özelliklerin belirginleştiği 3-7 yaşlar arasında pediyatrist ve genetik uzmanları tarafından gözlem, gelişim hikayesi ve laboratuar bulguları (genetik test sonuçları) değerlendirilip aşağıdaki kriterler göz önüne alınarak konulur :

  • Kendini ilk olarak motor becerilerde gösteren gelişim ve konuşma geriliği
  • İnce motor problemleri, sarsak bacak hareketleri, ayrık bacak duruşu, el çırpma gibi normal dışı hareketler
  • Karakteristik yüz görüntüsü
  • Epilepsi ve anormal EEG
  • Mutlu yüz ifadesi, kahkaha
  • Kromozom 15′te problem

Erken tanının önemi nedir?
Erken tanı özel eğitimin bir an önce başlaması açısından önemlidir. Çocuğun en verimli olduğu ve büyük öğrenme potansiyeli taşıdığı bu yıllarda çocuk eğitimden daha fazla yarar görecektir. Erken yaştaki müdahale dil ve sosyal davranışları olumlu yönde etkilediği gibi motor gelişimdeki sorunların çözülmesinde çok önemlidir.

AS’ye ne neden olur , AS’nin genetikle ilişkisi nedir?
1965′de sendromun klinik özellikleri tanımlanmış olmakla birlikte, sendromun genetik temeli ancak 1987′den sonra tammlanabilmiştir Kromozom 15′de bulunan bir grup gendeki problemden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu genlerin bir kısmının beynin gelişimini; özellikle de konuşma, hareket ve pigmentasyon ile ilgili bölümleri etkilediği sanılmaktadır. Ailede genellikle sadece bir kişide AS görüldüğü tespit edilmiştir. Bu kişinin DNA’sı incelendiğinde kromozom 15′de bir sorun olduğu görülür.. Bu konudaki genetik araştırmalar sürmektedir.

AS’nin tedavisi var mıdır?
Kesin bir tedavisi yoktur. Hayat boyu süren bir hastalıktır. Tedavisi olmamakla birlikte ilerleyen ve beceri kayıplarıyla süren bir sendrom değildir. Edinilen beceriler kaybedilmez. İyi bir eğitimle uyum yetenekleri ve beceriler geliştirilebilir.

AS’nin ilaçla tedavisi var mıdır?
Bazı durumlarda farmakolojik tedavi olarak da bilinen ilaç tedavisi kullanılır. İlaç tedavisi, AS’ye özgü belirtilerde değişikliğe yol açmaz. Ancak AS li çocuklarda görülen aşın hareketlilik, uyku ve yeme sorunları ve epilepsi gibi durumlarda ilaçlardan yararlanılmaktadır. Kullanılan ilaçların konunun uzmanı tarafından verilmesi ve belirli aralıklarla takip edilmesi çok önemlidir.

AS’de hangi tedavi ve terapi yaklaşımları kullanılır?
Uyum ve becerileri arttırma ve bazı semptomları ortadan kaldırma amacıyla eğitsel terapiler kullanılır. Bunlann birçoğu davranışçı terapilerdir. Motor, dil ve sosyal becerileri geliştirmeğe yönelik fizyoterapi, uğraş terapisi, konuşma terapisi, hidroterapi, müzik terapisi gibi eğitsel yaklaşımlar çocuğun gelişimini destekler. AS’li çocuklar genellikle hiperaktif oldukları ve konsantrasyon sorunları olduğu için oldukça yapılandırılmış aktivitelere ve rutin oluşturulmasına ihtiyaç duyarlar.Çok kolay uyanlabildiklerinden çok fazla uyarının olduğu ortamlar ve büyük gruplarda hiperaktif davranışlar sergilerler. Yapılandırılmış ve kontrollü ortamlarda hareketlilik ve stereotipik davranışlar azalma gösterir. Anlaşılamamaktan, kendini ifade edememekten kaynaklı kaygı, frustrasyona neden olabilir. Çocuğun iletişim becerilerinin ve formlarının bir konuşma terapisti tarafından tespit edilmesi çocuğa en uygun iletişim yollarından birini (işaret dili, resim ve sembollerle iletişim…) öğretmede ve böylelikle davranış problemlerini azaltmada faydalı olmaktadır.
Günlük yaşam becerileri ve özbakım becerileri kazandırmada TEACCH (kişilerarası iletişimi kolaylaştıran görsel, somut bir iletişim yöntemi) kullanılan yöntemlerden biridir. Ana amaç çocuğun iletişimini geliştirmek ve mümkün olduğunca bağımsız yaşamasını sağlamaktır. Oral motor becerileri geliştirmeye yönelik çalışmalar, çocuğun dil ve yeme problemlerini azaltır. İnsanlara ilgileri olduğu ve alıcı dilleri gelişmiş olduğu için, günlük yaşamda sorumluluk paylaşabilir ve arkadaşlıklar kurabilirler. Erken yıllardan başlanarak yapılandırılmış oyun oynamaları desteklenmeli, özel eğitim ve kaynaştırma eğitiminden yararlanmalan sağlanmalıdır.

Kahkaha ve sürekli mutlu hal neye bağlıdır?
Kahkaha ve gülümsemenin As’li çocuklarda neden bu denli yaygın olduğu bilinmemektedir. Gülme şeklinin epilepsi ile bir ilgisi olmadığı genellikle sırıtmaya eşlik eden ifade edici bir aktivite olduğu bilinmektedir. Çocukların %70′inde sürekli gülümseme ve bunun yanında diğer yüz ve vücut mimikleri çocuğa bu yüz ifadesini verir.

Sık görülen davranış problemleri nelerdir?
Genellikle anlaşılmama kaynaklı frustrasyon ile bağlantılı itme, çimdikleme, ısırma, saç çekme gibi davranışlar; oral uyaranlara düşkünlük ve oral-motor gelişimdeki geriliğe bağlı yalama, ağza alma, çiğneme gibi davranışlar; kendi saçını çekme, el ve parmaklarını ısırma gibi obsesif kompulsif davranışlar en sık davranış problemleridir.

AS ve Denge Problemi
Kaba motor gelişimdeki gerilik , kendini l yaş civan, denge problemi olarak gösterir. Çocuk 13 ay civarı desteksiz oturmayı, 22 ay civan kendini öne kaldırma ve itmeyi öğrenir ve 2-7 yaş arası yürümeğe başlayabilir. Küçük bir orandaki çocuklarsa desteksiz yürüyemez. Erken yaşlarda görülen kas gerginliği de bir başka denge problemi sebebidir. Hafif vakalar, normal yürümeye başlayabilirken, ağır vakalarda robot gibi yürüme ya da kaslardaki sertliğe bağlı hiç yürüyememe durumu görülebilir

AS’de fizyoterapinin önemi nedir?
Eklemlerle ilgili problemleri çözmede ve eklem hareketliliğini desteklemede fizyoterapi gerekmektedir. İstem dışı, düzensiz hareketler yürümeyi, beslenmeyi ve nesnelere uzanmayı engelleyebilir. Kaba motor gelişimdeki gerilik yürümeyi geciktiren nedenlerden biridir. Çocuğun bacaklarmdaki sertlik veya titreme yürümenin bozulmasına neden olabilir. Bütün bu bahsedilen sorunların tedavisinde fizyoterapi destekleyici yöntemdir.

AS ve Epilepsi
Çocukların %80′i hayatlarının bir döneminde epilepsi nöbetleri geçirmektedir. Nöbetleri ağırlıklı olarak 18-24 ay arası rastlanmakla birlikte daha ileri yaşlarda nöbetlere de rastlanmaktadır. EEG genel olarak bozuktur. Erken nöropsikiyatrik muayene önemlidir ve epilepsiyle başetmede ilaç tedavisi olumlu sonuç verir.

AS ve Hiperaktivite
AS’li çocuklarda sıklıkla hiperaktivite görülür. Erken yaşlarda özellikle kısa dikkat süresine bağlı olarak görülen hiperaktivite, kız ve erkek çocukları aynı oranda etkiler. Bebek ve çocukların dikkatsiz davrandığı, elleri ve oyuncakları sürekli ağızlarına soktukları, uzun süreli olarak bir nesneyle ilgilenemeyip nesneden nesneye geçtikleri görülür. İleri yaşlarda çocuklarda görülen ısırma, çekme ve çimdikleme davranışı, hipermotorik aktivite ile ilgilidir. Sürekli ve tutarlı bir davranış değiştirme programı, istenmedik davranışları azaltma veya yoketmede olumlu sonuçlar vermektedir. Araştırmalar hiperaktivitenin yaşla birlikte azaldığını göstermektedir.

AS ve Uyku Problemi
Bebeklikte yaygın uyku problemleri görülebilir. Diğer çocuklara oranla uykuya daha az ihtiyaç
duyarlar. Uyku problemi yaşla birlikte azalır.

AS ve Yeme Problemleri
Bebeklikte el emme yaygındır, büyüdükçe bunun yerini çiğneme ve oral (ağız) uyaranlarına düşkünlük alır. Dil ve ağız yapısındaki problem, çiğneme ve emme gibi becerilerde sorunlara neden olabilir. Oral-motor becerileri geliştirmeğe yönelik egzersizler, yeme ve salya problemlerini çözmeğe yardımcı olur. Yeme problemleri yaşla birlikte azalır.

AS ve Pigmentasyon
Çocukların %60′ınm cilt, saç ve gözlerinde normalden daha az pigment bulunur. Derileri solgundur ve güneş ışığından kolay zarar görür. Gözlerdeki pigment eksikliği, göz kayması ve görme bozukluğu gibi problemlere neden olabilir.

AS ve İletişim
Bebeklikten itibaren iletişime açık ve insanlara yakındırlar. Dikkat sürelerinin kısa olması, etkileşim ve iletişimi olumsuz yönde etkiler. AS’li, çocukların tamamı, konuşma problemine sahiptir. Oral-motor problemler yeme sorunlarına neden olduğu gibi konuşmayı da etkiler. Bir kısmı hiç konuşmaz ya da sınırlı sayıda kelimeyle konuşur. Alıcı dil (kendilerine iletilenleri anlama) ifade edici dilden (ihtiyaçlarını ifade etme ) her zaman daha iyidir. İşaret dili, resimle iletişim kurma gibi alternatif iletişim yaklaşımları bu çocuklarda sıklıkla kullanılır.

 

 Reaktif Bağlanma Bozukluğu

Reaktif Bağlanma Bozukluğu, 5 yaşından önce başlayan ve hastanın sosyal ilişki düzeyinde hasarla kendini gösteren gelişimsel bir bozukluktur. Reaktif Bağlanma Bozukluğu’nda beynin stresle baş etme merkezi ilgili bir problem olduğu düşünülmektedir. Bağlanma bozukluğu olarak da bilinen Reaktif Bağlanma Bozukluğu, sıklıkla yanlış anlaşılmakta ve Bipolar Bozukluk ya da Dikkat Eksikliği Bozukluğu tanılan ile kanştırılabilmektedir.

Reaktif Bağlanma Bozukluğu çocuklarının temel özelliği; yaşamın ilk yıllarında anneyle çocuk arasında gelişen bağlanmayı gerçekleştirememiş olmalarıdır. Bağlanma, bebeğin ilk zamanlarında annesinin, çocuğun ağlamasına, onun ihtiyaçlarını karşılayacak yanıtlar vermesiyle oluşur. Bu ihtiyaçlar; doğru besleme, yatıştırma, teselli etme, rahatlatma, çocuğu tehlike ve diğer tehditlerden koruma ile giderilir. Reaktif Bağlanma Bozukluğu olan çocuklar bu bağlanmayı gerçekleştiremediklerinden çevrelerine karşı güven oluşturamamaktadırlar. Güven duygusunun gelişmemesine bağlı olarak da duygusal gelişimde problem yaşarlar.

Reaktif Bağlanma Bozukluğu’nun karakteristik özellikleri nelerdir?
Reaktif Bağlanma Bozukluğu tanısı almış çocuklar yaşamın ilk yıllarında, konuşmayı bile öğrenmeden önce dünyanın güvensiz bir yer olduğunu ve çevresindeki yetişkinlerin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz olduklarını öğrenirler. Duygularının çevresine koruyucu bir kabuk örerler. Bu da onlan yetişkinlere bağımlı olmaktan korumaktadır. Ebeveynlere ya da diğer yetişkinlere bağımlı olmaktansa, ördükleri koruyucu kabuk çocuğun dünya ile baş etmesinde tek araçtır. Korunmak için yalnız kendilerine bağımlı olan bu çocuklar, bu kabuğu kırmaya çalışan herhangi bir kişiyi tehdit olarak görür, bu tehdidi sadece duygusal yanına değil tüm yaşamına yönelik algılar.

Reaktif Bağlanma Bozukluğu nasıl teşhis edilir?
Reaktif Bağlanma Bozukluğu henüz yeni tanımlanan bir rahatsızlık olduğundan zor teşhis edilmektedir. Bazı çocuklann bu tanıyı almaları yıllarca süren araştırmalar ve kontroller sonucu olabilmektedir. Reaktif Bağlanma Bozukluğu’nun zor teşhis edilmesinin bir diğer nedeni de bu rahatsızlığa hiperaktivite -dikkat eksikliği, depresyon ya da başka sorunların eşlik etmesidir.

Reaktif Bağlanma Bozukluğu’nun görülme sıklığı nedir?
Reaktif Bağlanma Bozukluğu yeni tanımlanan bir rahatsızlık olduğu için görülme sıklığı konusunda henüz bilimsel bir veri yoktur; ancak araştırmalar devam etmektedir.
Reaktif Bağlanma Bozukluğu’na sebep olabilecek nedenler nelerdir? Bu sebepler şöyle sıralanabilir:

  • Annenin hamilelikte ve sonrasında uyuşturucu madde ve alkol kullanması
  • Doğum travması
  • İstenmeyen gebelik
  • Çocukluğun ilk üç yılında yaşanan fiziksel, duygusal, cinsel istismar
  • Fiziksel ve duygusal reddedilme
  • Anneden erken ayrılık
  • Huzursuz ve gergin aile ortamı- Sert ve tutarsız ebeveynlik
  • Yaşamda çok sık yer değişikliği
  • Aşırı koruyucu anne-babalık
  • Yetersiz bakım ve çok bakıcı değişikliği
  • Travmatik deneyimler
  • Ağrı içeren hastalıkların nedenlerinin teşhis edilememesi, ağrının sürekli devam etmesi
  • Annenin depresyon geçirmesi
  • Çok genç ya da yetersiz ebeveynlik

Otizm ve Reaktif Bağlanma Bozukluğu arasında benzerlikler var mıdır?
Bu iki gelişimsel bozukluk arasındaki benzerlikler aşağıda sıralanmıştır:

  • Anlamlı yüz ifadesinin olmaması
  • Sözel uyarana tepkisizlik
  • Fiziksel teması reddetme
  • İletişimde nitel bozulma

Otizm ve Aile

Ailelerin Yaşadığı Süreçler

İnsanlar değişik nedenlerle çocuk sahibi olmak isterler. Bir çocukları olacağını öğrendikleri andan itibaren, anne-babalar, özellikle anneler çocuklarıyla ilgili hayaller kurarlar. Herşey yolunda giderken birileri bir terslik olduğunu söyler ve o andan itibaren hayat bir daha asla eskisi gibi olmaz. Yetersizlikleri olan bir çocuğa sahip olmak, kendileri için seçtikleri bir rol değildir. Bununla birlikte genelde normal olanı kabul etme eğilimindeki bir toplumla mücadele etmek durumundadırlar. Hem çocuklarının sorunlarıyla uğraşacak hem de toplumun kendilerinden beklediği diğer görevleri yerine getireceklerdir.

 Çocuğuna teşhis konulduktan sonra aile fertleri bu durumu kabulleniş sürecinde bazı evreler yaşarlar. Bu evreler her aile ferdi için farklı uzunluk ve yoğunlukta yaşanır. Başlangıçta kuvvetli bir şok yaşarlar. Bazıları bu gerçekten kaçarlar ve bu durumu inkar ederler. Bu dönemde bir depresyon süreci yaşanabilir. Acı ve depresyon bazı ebeveynlerde yaşam boyu sürebilir. Neden ben sorusuyla ifade edilen kızgınlığın bir türü de yaşamlarını altüst ettiği için çocuğa duyulan kızgınlığın diğer aile fertlerine yöneltilmesi şeklinde yaşanan kızgınlıktır. Ebeveynler sıklıkla birbirlerini suçlarlar. Öte yandan suçluluk duygusu kişilerin üstesinden gelmekte en çok zorlandıktan duygudur. Çocuklarının özürlü olmasına neden olduklarına yada geçmişteki bir hataları yüzünden cezalandırıldıklarına inanabilirler. Bu süreçleri yaşarken bu duyguların kaynağının özür durumu olduğunu anlamaları için rehberliğe ihtiyaç duyacaklardır. Kabullenme ve uyum süreci ailelerin mevcut durumu sindirip şimdi ben ne yapabilirim dedikleri süreçtir. Bu süreçle birlikte harekete geçip çocukları ve kendileri için yapması gerekenlere yoğunlaşabilirler. Şu noktalar özellikle unutulmamalıdır;

  • Otizm bir akıl hastalığı değildir
  • Otizm kimsenin suçu değildir
  • Otizm toplum, kültür, sosyo-ekonomik yapı gözetmez
  • Otistik çocuklar böyle davranmayı bilinçli olarak seçen şımarık çocuklar değildirler
  • Otizm anne-babaların davranışları yüzünden ortaya çıkan bir bozukluk değildir
  • Çocuğun gelişimindeki psikolojik etkenler otizme neden olmaz

Neler Yapabilirsiniz

Bu kimsenin suçu değil…
Eşlerin bu süreçte birbirlerini suçlamaları, suçu diğerinde ya da onun ailesinde aramaları, kendilerinde ya da eşlerinde bir günahın olduğunu düşünmeleri ve bu sebepten onu yargılamaları bireysel ve birlikte baş etmeyi çok zorlaştırır. Onun için özellikle eşler bu süreçte çocuğa konsantre olurken birbirlerini unutmamaları, birbirleri için zaman ayırmaları birbirlerini desteklemeleri, kararlarını, zorluklarını ve duygu ve düşüncelerini karşılıklı dinlemeleri, anlatmaları baş etmelerinde yoğun bir kolaylık sağlar.Tanı konulduktan sonra bir çok ebeveyn; kendilerini, eş ve yakınlarını ya da sağlık ekibini suçlarlar. Ama suçlu aramaya gerek yok… Siz yanlış hiç bir şey yapmadınız çünkü;

  • Dünyanın herhangi bir ülkesindeki, her kültür düzeyindeki, her yaştaki insanlar otistik bir çocuğa sahip olabilir.
  • Otizm, çocuk anne karnındayken teşhis edilemiyor.
  • Çocuk sahibi olmayı isteyip istememenizin, çocuğunuza ilgi gösterip göstermemenizin, eşinizi sevmenizin ya da sevmemenizin çocuğunuzun otistik olması ile hiçbir ilgisi ya da etkisi yoktur. Diğer otistik çocukların aileleri ile temas kurun

Bu sizin kendinizi yanlız yada çaresiz hissetmemenize yardımcı olacak ve teşhis sonrası ailenizde yaşanan İlk Şokun üstesinden daha çabuk gelmenizi sağlayacaktır. Engelli bir çocuğunuz var diye yaşamdan kopmamalısınız. Arkadaşlarınızla buluşmaya, sevdiğiniz sosyal faaliyetleri yapmaya, kendinizin değerli olduğunuzu hissetmeniz için çalışmaya ya da bir hobiyle uğraşmaya mutlaka vakit ayırmalısınız. Gerek görürlürse psikolojik destek almaktan asla çekinmemelisiniz.

Otizmi hemen kabullenin. Şunu unutmayalım ki özürlü bir çocuğa sahip olmak her şeyin sonu değildir. Çocuğunuzun durumunu ne kadar erken kabul ederseniz, sizin ve çocuğunuzun durumu daha iyi olacaktır. Bu tutum, sizi daha mutlu kılacak, çocuğunuzun özelliklerine ve yapabileceklerine göre eğitim verilmesini sağlayarak, gelişimine katkıda bulunacaktır. Özürlü çocuğun erken teşhisi, rehabilitasyonu, çocuğunuzun daha hızlı gelişmesini sağlayacaktır. Kabullenmeyi ertelemeniz, sorunu ortadan kaldırmayacaktır. Aksine, daha sonra otizmi kabullenmek için kaybettiğiniz zaman için üzüntü duyabilirsiniz.

Vakit kaybetmeyin Otistik bir çocuğa , ne kadar erken yaşta teşhis koyulur ve ihtiyaçları olan özel eğitimi ne kadar çabuk başlanırsa, yaşam becerilerine kavuşma şansları da o kadar fazlalaşır. Bu nedenle, hemen bugün harekete geçmeniz gerekiyor.

Otizmi tanımadan, çocuğunuzu tanıyamazsınız Otizmin ne olduğunu, otistik bir çocuğun özelliklerini öğrenin. Bu çocuğunuzu tanımanızı ve iletişim kurmanızı kolaylaştıracaktır. Engelli bir çocuğa sahip olmak sadece bir durumdur. Kişiler ufuklarının ve umutlarının genişliğiyle ilintili olarak bu duruma farklı anlamlar yüklerler. Yükledikleri anlam ise onların olaydan etkilenme durumlarına doğrudan etki yapar. Hayalleri, umutları olup hayata dair olumlu bakan bireyler yeni durumla daha rahat baş ederler. Unutulmamalıdır ki bu çocuk da kendi hızında öğrenmektedir, sevgiyle desteklenmeye, ne yapacağının öğretilmesine ihtiyacı vardır. Kişi dikkatini buraya verdiğinde her şeyin daha keyifli olduğunu görecektir. Aynı zamanda hayattan kopmak yerine üretmeye ve hayatını güçlendirmeye yöneldiğinde de çocuğu ve kendi için daha kaliteli bir yaşam oluşturacaktır.
Otizmi saklamayın Yakınlarınıza, komşularınıza, işyerinizdeki arkadaşlarınıza çocuğunuzun otistik olduğunu söylemekten çekinmeyin. Aksine, onlara çocuğunuzun içinde bulunduğu özel durumu ve onun özel ihtiyaçlarım, beklentilerini hemen anlatın. Bu tutum, çevreniz ile olan sosyal ilişkilerinizdeki gereksiz çekingenliklerden sıyrılmanızı sağlayacak ve ilişkilerinizi bu yeni yaşantınıza göre ayarlamanızda onların size yardımcı olmasını sağlayacaktır. Eğer hayatınızdaki bu gelişmeyi açıkladığınız zaman, bazı kişilerin size olan tutumlarının olumsuz yönde değişebileceğini düşünüp çekiniyorsanız, unutmayın ki, bu kişiler zaten hiç bir zaman sizin gerçek dostunuz değillerdir. Dolayısı ile ortada kaybedeceğiniz bir şey yoktur.

Çocuğunuzu toplumdan soyutlamaym Unutulmamalıdır ki, toplum onu oluşturan bireylerin bir bütününü arz eder ve bu oluşum da normalden anomaliye doğru giden bir yelpazede farklılıklar arz eder. Dolayısıyla, her otistik birey toplumun birer ferdidir. Otistik çocuk toplumdan uzak tutulmamalı, aksine, diğer anne ve babaların yaptığı gibi, parklara götürülmeli, onlarla oyun oynanman, otobüse binmeli ve dışarıda yemek yenilip, dolaşılmak, sosyalleşmelidir. Onların da normal bir yaşamı öğrenip, bu yaşama alışmaya ve entegre olmaya ihtiyaçları vardır. Otistik çocuğu olan aileler, diğer insanların tepkilerinden çekinebilirler, ancak bu eğitimsizliğin sebep olduğu toplumsal bir yanlıştır.

Çocuğunuza hem özel hem de normal davranın Otistik bir çocuğa hem özel hem de normal davranılması gerekmektedir. Onun dünyayı algılama biçimi, diğer çocuklannkinden farklıdır ve bu nedenle farklı bir yaklaşım beklerler. Ancak göz ardı edilmemesi gereken bir unsur da, ona normal davranışların gösterilmesinin de ihmal edilmemesi gerekliliğidir. Aferin diyerek, duygusal ve fiziksel ödüller vermek ya da hayır deyip kızmak, yüzün asılması gibi tepkileri algılayabilir. Kısaca ona normal davranın, o normalin ne olduğunu ancak böyle öğrenebilir. O konuşmasa da aile onunla konuşmalı, o oynamasa da onunla oyun oynamalıdır. Belki hemen o an tepki alınmaz, ama belli bir süre sonra tepki alınabilir.

İlaç Kullanmalı Mısınız?
Otizmi tedavi edecek bir ilaç bulunmadığı unutulmamalı, ancak davranış problemlerini azaltmaya yararlı olacak, algılamasını düzenleyecek ilaçlar, doktor kontrolünde düzenli bir şekilde alınmalıdır.
Doktorunuz tarafından size reçete ile verilmeyen hiç bir ilacı, tavsiye üzerine ya da kulaktan dolma bilgilerle kullanmayın. Bu ilacın kullanımı önceden bazı testlerin ve tahlillerin yapılmasını gerektiriyorsa, bunları yaptırmadan ilacı kullanmayın.

Unutulmamalıdır ki; otistik çocuğun öncelikle, kendi ihtiyaç ve gereksinimleri doğrultusunda özel eğitim ve rehabilitasyon çalışmalarına ihtiyacı vardır. Otistik çocukların tedavisinde bilimsel çevreler tarafından kesin olarak onaylanmamış hipotez aşamasındaki yaklaşımlar, çocukların bir kısmında gelişme göstermesine karşın bazen de olumsuz sonuçlar doğurabilmekte, zaman kaybına, hatta çocuklarda geri dönüşlere neden olabilmektedir.

 

Otistik Bireylerin Hakları

Otistik kişiler; Avrupalı nüfusun sahip olduğu, kendileri için uygun ve yararlı olan bütün haklara aynen sahip olmalıdırlar.
Bu haklar, her ülkede yapılacak yasal düzenlemelerle özendirilmeli, uygulanmalı ve korunmalıdır. Zihinsel Engelli Kişilerin Hakları (1975) ve Engelli Kişilerin Hakları ( 1975 konulu Birleşmiş Milletler Bildirgeleri ve İnsan Hakları konusundaki diğer ilgili bildirgeler dikkate alınmalı ve bunlara otistik bireylere ait olarak aşağıdakiler eklenmelidir.

  

OTİSTİK KİŞİLERİN;

1. Yeteneklerinin elverdiği ölçüde bağımsız ve eskiksiz bir yaşam sürmeye,
2. Kolay ulaşılabilir, tarafsız ve doğru tıbbi yardım almaya,
3. Kolay ulaşılabilir ve uygun eğitim almaya,
4. Ve onların temsilcilerinin; geleceklerini etkileyen kararlar alınırken, olanaklar elverdiği ölçüde katılımda bulunmaya ve isteklerinin dikkate alınmasına ve saygı görmesine,
5. Yararlanabilecekleri elverişli barınma olanaklarına sahip olmaya,
6. Saygın, bağımsız ve üretken bir hayat sürebilmeleri için gerekli malzeme, destek ve yardım hizmetlerini alabilmeye,
7. Yiyecek, giyecek, barınma ve diğer gereksinimlerini karşılamaya yetecek bir gelir veya ücrete sahip olmaya,
8. Refahlarını temin etmek için sağlanan hizmetlerin geliştirilmesinde ve yönetilmesinde olanaklar elverdiği ölçüde katılımda bulunmaya,
9. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal iyilikleri için; koruyucu önlemler ve bireyin menfaatleri önde tutularak planlanmış tıbbi ve medikal tedavileri de kapsayan uygun tıbbi yardım almaya,
10. Ayırımcı ve tekdüze olmayan, bireyin yeteneklerini ve tercihlerini dikkate alan bir iş hayatına ve meslek eğitimi olanağına sahip olmaya,
11. Seyahat ve hareket özgürlüğüne sahip olmaya,
12. Kültür, eğlence, sosyal, spor faaliyetlerine katılma ve bunlardan yararlanmaya,
13. Toplum içindeki bütün faaliyetlerden, hizmetlerden ve aktivitelerden eşit yararlanmaya,
14. Evlilik dahil, bütün cinsel ve diğer ilişkilere baskı altında kalmaksızın sahip olmaya,
15. Ve temsilcilerinin yasal olarak temsil edilme, yardım alma ve bütün kanuni haklarının korunmasına,
16. Psikiyatri hastanelerinde veya diğer bakım enstitülerinde korku içinde yaşamaktan ve izole edilmekten korunmaya,
17. Kötü muamele görmekten ve ihmale uğramaktan korunmaya,
18. Farmakolojik olarak suiistimal edilmekten korunmaya,
19. Ve temsilcilerinin kendileri ile ilgili bütün kişisel, tıbbi, psikolojik, psikiyatrik ve eğitimsel kayıtlara ulaşabilmeye,
HAKLARI VARDIR.
10 Mayıs 1992, Den Haag 4. Autism-Europe Kongresi’nde sunulmuştur.
9 Mayıs 1996!da Avrupa Parlamentosu tarafından Yazılı Bildirge olarak benimsenmiştir.

OTİZM ve EĞİTİMSEL TEDAVİLER

 

EĞİTSEL TEDAVİLER 

 Her otistik çocuğun özellikleri, davranış sorunları ve öncelikleri farklıdır. Ayrıca değişik eğitsel terapilere her çocuğun yanıtı farklı olmaktadır. Bu nedenle hangi çocuğa ne tip bir program uygulanacağının belirlenmesi amacıyla önceden ayrıntılı değerlendirmeler yapılması gerekir.

 OTİZM VE DİL EĞİTİMİ 

 Otistik çocukların eğitim sürecinde, dil gelişimi (ve buna bağlı olarak sözel ifade yeteneğinin oluşması) büyük önem taşır. Dil gelişimindeki gecikme ve sapmalar otizme özgü değildir ama çocuğun gelişiminde belirleyici bir rol oynayarak otistik bireyin, okul öncesi ve sonrasında, doğrudan veya dolaylı toplumsal öğeleri kavramada ve algılamada yetersiz ve eksik kalmasına neden olmaktadır.Ayrıca iletişim becerilerinin iyileşmesi halinde davranış bozuklukları da göreli olarak azalmaktadır. Yaklaşık olarak otistik çocukların %50’sinin sözel ifade kullanmadığı saptanmıştır. 5 yaşından önce eğitime başlayan otistik çocukların %85- %90’ında, sözel ifadenin bir iletişim aracı olarak tekrar kazanıldığının altını çizmiştir. Sözel ifade yetenekleri geç gelişmiş olan veya ağır otizm tanısı konan küçük çocuklarda motivasyonal girişimler ve uygulamalar etkilidir. Dil yetisinin gelişiminde motor taklit becerisinin ve uygulanan konuşma terapisi saatleri belirleyici rol oynar.

 Otistik çocuklarda, sözel ifade yetisinin var olmayışı yada sözel ifade eksikliği temel bir sorundur. İletişim seviyelerinin farklılığı bir yana, özellikle iletişim kurma girişimleri yada belli başlı dil fonksiyon kullanımlarının gelişimi her zaman genel sorun olmuştur. Otistik çocukların küçük bir yüzdesinde, sözel ifade ve kullanımını reddeden çocuklar için alternatif iletişim kurma teknikleri geliştirilmiştir. Bunlara İngilizcede “ augmentative and alternative communication (AAC) systems” denir. Bunun içinde Körler alfabesi, Fotoğraflar, Resim değişim sistemi, İletişim kitapları, Bilgisayar sistemi gibi teknikler yer alır. Ancak otistik çocukların bu tekniklerle ilk etapta başarı gösterseler de, öğrendiklerini genellemede aynı başarıyı elde edemedikleri de gözlenmiştir. Sözel becerileri gelişmiş otistik çocukların dil kullanımının nicelik ve nitelik bakımından sınırlı olduğu ve dilin nesneleri talep etme, hareket arzusu ve “protesto” gibi anlarda kullanıldığı saptanmıştır.

 Dil gelişimi ve toplumsallık: 

 Çalışmalar davranış problemlerinin geniş ölçüde iletişim sorunlarından kaynaklandığını ortaya koymuştur. Dilin biçimindeki gelişmelerin dilin sosyal kullanımına yol açtığı görülmüştür. Sosyalleşme dilin kullanımı ile doğrudan ilintilidir. Bu noktada sadece dil değil iletişim becerileri de önem kazanmıştır. Göz kontağı kurma, duygu ifadesi, sözsüz davranışlar, tonlamayı kullanmada otistik çocuk ve yetişkinler çeşitli zorluklar yaşarlar. Tüm bu alanlardaki zorluklar yetersiz sosyalliğe yol açmakta ve yaşıtlarla ilişki içinde öğrenme şansını azaltmaktadır. Bu da uzun dönemde sosyal ve duygusal gelişim zorluklarına sebep olmaktadır.

 

 DAVRANIŞ EĞİTİMİ 

Otizmle ilgili etkili tedavi programlarının bir çoğu “davranışçı” modele dayanmaktadır. Bu modelde belli bir davranış psikolojik ilkelere dayalı olarak sistematik bir şekilde öğretilir. Bu, davranışın deneysel uygulamalı analizleri ile yapılır. Otstik çocuklarda kuramdan çok deney ve gözleme dayalı bilimsel veriler ile sağlanan yararların ön plana çıkması inanılmaz etkiler doğurmuştur. Davranışçı programlar dil, sosyal oyun ve akademik yetilerin gelişimi yanı sıra ciddi davranış bozukluklarının da azalmasına sebep olmuştur. İstenmeyen davranışı değiştirirken öncelikle davranışlar iyi gözlenmeli (TABLO 1) ve daha sonra bu davranışların nedeni araştırılmalıdır. Bu davranışların ne zaman hangi ortamlarda çıktığını bilmek çok önemlidir. Gündelik stres yaratan durumlar gözden geçirilir (TABLO 2). Çocuğun takıntıları, sorun olan davranışlarını iyi belirlemek ve davranışçı terapi yöntemlerinin esaslarını kullanarak o davranışları değiştirmek amaçlanır. Bu amaçla ödül ve ceza sistemi kullanılır. Hangi davranışların nasıl ödüllendirileceği veya cezalandırılacağı açıkça belirtilir. Uygulanacak program çocuğa anlatılır ve konulan kurallar tutarlı bir şekilde uygulanır.

 Yoğun davranış eğitimlerinde her gün birkaç saat süren eğitim ile birlikte çocuğun günlük yaşam ortamının uygun koşullara getirilmesi sağlanır. Erken yaşlarda (3-4 yaş) başlanan eğitim zengin ve önemli faydalar getirir. Ayrıca daha gevşek yapısal ve doğal tedavi stratejileri de vardır. Davranışsal tedavi programlarında otistik çocuğun çevresindeki uyaranlar dikkatle planlanır, önceden tahmin edilir ve çocuğun bu uyaranlarla etkileşiminden faydalanması sağlanır.

 Toplumsal-iletişim becerilerini geliştirme ve toplumsal ilişkileri kolaylaştırma eğitimi, okul öncesi, okul çağı ve ergenler için ayrı ayrı 3 grupta toplanır. Bu gruplar içinde de çocuk-ebeveyn, çocuk-yetişkin ve çocuk-yaşıt ilişkileri üzerinde durulur. PRT (pivotal response training) için hedefli oyunlar üzerinde yoğunlaşılır. Videolu modelde video yolu ile öğretim yapılır. İletişimi geliştirecek görsel stratejiler: çocuğun toplumsal ilişkileri anlamasını, toplumsal ortamlarda nasıl davranılması gerektiğini öğrenmesini sağlayacak ve çocuğun iletişimini güçlendirecek görsel materyallerle çalışmak etkili bir yöntemdir. Ancak bu yöntem görsel hafızası güçlü çocuklar için uygundur. Yaşıt merkezli yaklaşımlarda yaşıtların birbirlerinden hızla öğrendikleri ve genelleme yaptıkları görülmüştür.

 

 EĞİTİM VE AİLE 

 Aileler ve eğitmenler pek çok eğitim programının başarı ile uygulanıp olumlu sonuçlar alınacağının olanaklı olduğunu görmüşlerdir. Ancak “eğitim paketinin” bilimsel içeriği ve açılımı hakkında çok az bilgilendirilmektedirler. Özellikle dil programlarının birçoğuna aile bireyleri dahil edilmemektedir. Halbuki eğitsel tedavinin etkilerinin daha geniş ölçüde “genellenmesi” ve “uygulanması” ebeveynlerin daha kapsamlı biçimde ve bilinçli olarak eğitim sürecine katılması ile olanaklıdır. Yapılan araştırmalar ebeveyn katkısı olmadan eğitimin olumlu etkilerinin
  

korunamadığını göstermiştir. Kardeşlerin ve arkadaşların da bu çocuğun doğal ortamında rol almalarının etkisi güçlüdür. Ebeveyn eğitim programı çocukla birebir çalışan eğitmenlerinde stresini azaltır.

 OTİSTİK ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ İLE İLGİLİ GENEL İLKELER

1.      Otistik çocuklarla çalışırken, tek bir reçete ile sonuca varmak olanaklı değildir. Her çocuğun bireysel ve çevresel koşulları farklıdır. Buna uygun olarak her otistik çocuğa özgü bireysel terapi programları geliştirmelidir.

2.     Çocuğun yaşı, bilişsel yetilerinin düzeyi, dil düzeyi ve çocuğun sergilediği kişisel davranış profili belirlenmeli ve eğitim programı buna göre ayarlanmalıdır.

3.     Ebeveyn stresi ve ebeveyn depresyonu, evlilik sorunları ve algılanan toplumsal destek faktörü gibi çevresel faktörler değerlendirilmelidir. Sosyo-kültürel etkenler göz önünde tutulmalıdır.

4.     Ailenin çocuğa bakış açısı, çocuğun bağımsız bir birey olarak algılanıp algılanmaması doğrultusunda olmalıdır. Bu durum, çocuğun erken dönemde göreceği tedaviyi etkiler.

5.     Hangi tedavi değişkenlerinin kullanılacağı hususunda, yöntemin özellikle aile tarafından değerlendirilerek, “kolay anlaşılır”, “kolay algılanabilir” olması halinde tercih edilmesi, bu seçimin bir diğerine üstün olduğu anlamına gelmez.

6.     Otistik çocuğun tedavisi süresince etkileşim içinde bulunduğu; ev, okul ve diğer servisler arasındaki uyumun gerekliliği etkin ve yararlı tedavinin öğeleri arasındadır.

7.     Çocuğun, özellikle davranış bozukluklarında belli bir grubu (örneğin saldırganlık, dil bozukluğu gibi) hedef seçip eğitimin sürdürülmesi gerekir.

8.    Uygulanacak tedaviyi belirlerken hangi özelliklerin tedavinin sonucunu tahmin etmede rol oynadığı belirlenmelidir.

9.     Tüm eğitim nihai olarak çocuğun toplumsal ilişki becerilerini geliştirmeye, ilişki kalitesini arttırmaya yönelik olmalıdır. Çocuğun yaşıtlarıyla arkadaşlığını geliştirmek hedeflenmelidir. Çocuğun eğitim sürecinde öğrendiklerini genellemesi ve süreklilik kazandırması gerekir.

10.Kimi otistik çocuk eğitimden yüksek fayda, kimisi daha az fayda sağlar. Kimisi de fayda sağlayamaz. Bu nedenle otistik çocuğun hangi tedaviden ne kadar yararlandığı ölçülebilmelidir. Maksimum yarar ve tedavinin etkilerini daha ayrıntılı ve istikrarlı görebilmek için bir nevi “ince ayar set”i oluşturulmalıdır. Egitimin çocuk üzerindeki etkilerini farklı testlerle ölçen araştırmacılar birbirinden farklı sonuçlara ulaşmışlardır.

11.  Hızla gelişen nörolojik ve genetik bilimin verileri sistematik bir şekilde eğitim ve sonuçları ile ilişkilendirilmelidir. Kullanılan ilaçlar eğitimin yaratacağı etkileri önemli ölçüde farklılaştıracağı unutulmamalıdır.

 Eğitim tekniklerine ilişkin olarak yapılan bilimsel çalışmaların birçoğu okul öncesi çocuklarına yönelik sözel olmayan çalışmalardır. Ancak yetişkinlere ve gençlere yönelik çalışma ihtiyacı vardır. Bilimsel çalışmaların birçoğu bilimsel dergilerde kalmakta oysa bunların basitleştirilmiş uygulanabilir formlarının kamp, gündüz bakımevi, grup çalışmaları, gelişim programları gibi yerlerde kullanılır hale getirilmeleri otistik çocukların gerçek ve tipik gruplar içinde yer almalarına yol açacaktır.

DAVRANIŞ GÖZLEM ÇİZELGESİ

Kendi başına bir şeyler yapmayı tercih eder.

Aynı şeyleri yapmayı tercih eder.

Başkalarının duymadığı sesleri duyar.

Araba plakalarını veya benzer nitelikte bilgileri fark eder.

Sayılar,günler ve tarihler büyüler.

Toplumsallık gerektiren ortamlarda zorluk çeker.

Başkalarının fark etmediği ayrıntıları fark eder.

İnsanlardan çok nesnelere eğilim gösterir.

Sohbetten hoşlanmaz.

Konuştuğunda yanlış anlaşılır.

Yeni arkadaşlar edinmeyi zor bulur.

Müzeyi tiyatroya tercih eder.

Günlük yaşam düzeni bozulursa hayal kırıklığına uğrar.

Bütünden ziyade ayrıntılarda yoğunlaşır.

Telefon numaralarını iyi hatırlar.

Bir defada birden fazla şey yapmada zorluk çeker.

Ortamdaki ve insanların yüzlerindeki küçük değişimleri fark etmede başarılı olamaz.

Birtakım şeyleri spontan olarak yapamaz.

Yüzüne bakarak bir insanın ne düşündüğünü veya hissettiğini anlamada zorluk çeker.

Bir kesinti olursa yapmakta olduğu işe geri dönemez.

İnsanlar hep aynı şeyleri yaptığını söyler.

Arabalar,kuşlar,trenler gibi nesne kategorileri üzerine bilgi toplamayı sever.

Katıldığı eylemleri dikkatlice planlamayı sevmez.

Başka insanların amaçlarını anlamayı zor bulur.

Yeni durumlar anksiyete yaratır.

Taklit gerektiren oyunları oynamada zorluk çeker

 

 

GÜNDELİK STRES YARATAN DURUMLAR

 * Belirsizlik (planlarda değişiklik,bekleme vs.)

* Olası tehlikeler (hasta olmak,gereksinimlerini bildirememek,daha rahatsız bir çevreye girmek vs.)

 * Tatsız olaylar (kişisel eşyaları kaybetme,paylanma,hayır denme vs.)

 * Hoş olaylar (takdir edilme,bir şeyine doğru denmesi,hediye alma vs.)

 * Duysal-kişisel temas (gürültü,engellenme,dokunulma,afeksiyon ve kucaklama,kalabalık hissi vs.)

 * Yeme ile ilgili (gıda için bekleme)

 * Toplumsal-çevresel etkileşimlerle ilgili (parlak ışıkların çevresinde olma,yetersiz ışık,kendini gösterememe,yanlış yapan biri)

 * Merasimlerle ilgili (ritüeli tamamlayamamak,ritüelinin engellenmesi,ritüelle ilgili ilgilenmesinin kesintiye  uğratılması)